20 Haziran 2013 Perşembe
Adı Lazım Değil Baş Harfi Sen
Bazıları hayatı boyunca birini bekler, kurdukları hayallerdeki mükemmel kişi capcanlı bir şekilde şehrin en güzel yerinde onun varlığını bilmeden mutluca yaşıyordur. Bu tek taraflı bilinmez aşk gencin içinde öyle derin bir etkiye sahiptir ki tesadüfen olsada yolda görse bütün yolları değiştir de kaderini yazar. Bazende okuduğum sihirli kitaplardan birinde dediği gibi Lütuf Kuralı devreye girer ve tesadüf denilemeyecek o olay gerçekleşir. Duraktayım Orhan Veli Şiir Evi'nden çıkmışım, arkadaşımla aramda çok güzel bir muhabbet geçiyor, dünyayı unutmuşum. İki kız usulca yaklaştı, biri soruyu sormaya çalışırken kısa süreli döndüğüm dünyamda öyle bir yangın öyle bir sızı hissettim ki. Okula dönmek için otobüsün geçip geçmediğini sordular, bu sırada abla kardeş olduklarını ve kardeşiyle sohbet ederken ne güzel bir ablan var biliyomusun diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum. Yol boyunca yapılan sohbet, o kadar sıradan geliyor ki, kelimeleri aşmak için uçmak istiyorum. Yol çok çabuk bitiyor, bakışlarımı üzerine çeviremiyorum bir türlü, hep kaçamak hep yansımalardan hep güzelliğine kıyamayarak. Nerden bilsin bu narinliğini bu güzelim kız, acaba hiç değerini bulabildi mi? Biten yolun, biten muhabbetin yerini hayaller alıyor, ama artık hayallerdeki o kız gerçek. Zaman geçiyor, yolda karşılaşıyorum; projelerimden bahsederken kendimi ispatlama çabamın, gereksiz bir çabalama olduğunu çok iyi biliyorum. Biliyorum ki birbirimizi çok daha derinlerde tanıyoruz, ben gördüğüm gibi tanıdım ama o tanıyamadı ve elimden hiçbir şey gelmez ancak hayat gösterebilir. Bir hafta sonra İstanbul' a bombalar yağıyor, haksız yere bir sürü doğasever, yaşamsever, maceraperest zulüm görüyor. Durmak olmaz İstanbul'la birlikte bizde ayaktayız, bir mesaj alıyorum telime. Sanki hissetmiş gibi, gitmeyin polis bekliyor diyor. İnandığı yoldan dönen, o yolda asla yürümemiştir, durmak ancak korkakların yapacağı iş. Biz yola devam ediyoruz, zorbalığın önünde sadece duruşumuz, korkakların hareketine duruşumuz. Onlar gibi hareket etmektense en iyisi durmaktır çünkü. Bir gün sonra, Beşiktaş'ta yardıma ihtiyaç var, hayatına biber gazı yememiş insanlar baygınlık geçirmekte, gözlerinden şakır şakır yaşlar akıyor herkesin sanmayın hüzünden, acıdan ve mutluluktan. Bize emanet edilen değerleri korumak üzere çıkmışız yola kolay mı? Bu düşünceler içerisinde gaz dumanına boğuldum, dayanmam mümkün değil ölmek istiyorum. Telefonumda gene aynı mesaj Barboros'un hemen üstündeyiz, dumana boğula boğula geçtiğim yollardan ona çıkıyorum. Artık ne bir acı, ne bir hüzün, birlikte ölmek istediğimin yanındayım. Bir yandan aklım aşağıdakilerde kalıyor, arkadaşının çantasını alıyorum ve düşüyorum yollara lakin polis dibimize kadar gelmiş. Patır patır bomba atıyorlar sanki biz onların düşmanıyız derken o kızı görüyorum. Gözlerinden akan yaşlara dayanılmaz hemen yardım etmek için yanına gidiyorum, annesini vurmuşlar: Alman Hastanesi' ne kaldırılmış, hemen motorsiklete bindiriyoruz yola çıkıyor. Acı, özgürlük, hüzün, aşk, mutluluk hepsi birbirine giriyor bu anda, bu anda sadece yaşamak geliyor elimizden. Bu günde ölmedik deyip, yurda geri dönüyorum. Yarın sınavım var, kitap bulup çalışmam lazım ve karşımda onu görüyorum. Bütün tatlılığı ile ikna etmeye çalışıyor beni, bu iknayı uzatmak için daha fazla saçmalıyorum. Onun yanında geçen zaman uzadıkça benim mutluluğum artıyor. Bir gün sonra bilmiyorum ki Lütuf Kural'ı bütün cömertliğini göstericek. Çok yorulmuşum eyleme daha geç gitme kararı alıyorum, mesajlaşıyoruz ve bu eyleme birlikte gitme kararına dönüşüyor. Arkadaşlarımdan biri Taksim'de onu almamız lazım ancak mahşer yeri gibi Harbiye'den sonrası, elinden tutuyorum hemde öyle bir tutuyorum ki bir daha bırakmayacağımı dışarıdan gören biri hemen anlayabilir. Bir taraftan bomba geliyor, telaşlanması ile birlikte bütün bir koruma isteği üzerimde zırh oluyor. Arka sokaklara doğru kaçarken, gözüm üzerinden ayrılmıyor. Taksim'deki olayların biraz olsun durulmuş olmasıyla birlikte, Beşiktaş'a gitme kararı alıyoruz, bu uzun yürüyüşte bir an olsun elini bırakmıyorum. Barbaros' a geldiğimizde ise o cehennem yeri sanki hiç olay olmamış gibi sessizliğe gömülmüş yerini üç beş insanın yorgun bakışlarına bırakmış, işte o anda gözlerine bakıyorum ve kendimi görüyorum artık biliyorum ki o daha beni gerçeğe dökmüş. Dünya' nın en tatlı öpücüğü geliyor ardından, ve hiç gitmiyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder